24 Mart 2015 Salı

Kanuni Sultan Süleyman Eğitim Araştırma Hastanesi ~ Kellesi Tez Vurula!



Bugün büyük talihsizlik eseri aciline gitmek zorunda olduğum, hayatım boyunca gördüğüm 'en kötü hastane' olarak bir numaraya yerleşen hastane. (İstanbul'daki hemen her hastaneye gitmiş biri olarak söylüyorum bunu) 

Dikkat edin doktorlar kötü demiyorum çünkü hangi doktor olursa olsun o hengamede, karmaşada, kalabalıkta mesleğini hakkı ile icra edebilecek bir doktor tanımıyorum. Bir doktor düşünün; etrafında 8 hasta var, hepsi bir ağızdan dert yanıyor ve doktor da o sırada ilk dinlediği hastanın şikayetine odaklanıp gerekli tahlil ve istekleri yazmaya çabalıyor. Sonra da doktorun ilgisizliği ve yanlış tedavisinden yakınıyoruz. Daha insan olmayı öğrenememişiz ne hasta olmasından bahsediyorsunuz. 

Bir de eğer Küçükçekmece bölgesinde yaşıyorsanız ölseniz dahi kapısından geçmeyin bu hastanenin. İlçe aşırı yoğun suriyeli mültecileri barındırdığından hastanenin halini tahmin bile edemezsiniz. Türkçe hiç bilmiyorlar, dertlerini anlatamıyorlar, doktorlar çaresiz, hastalar çaresiz, personel ise kendi havasında. Eğer şans eseri kürtçe bilen birileri var ise yakınlarda, çat pat anlaşmaya çalışıyorlar. Hele ki kan laboratuvarı görülmeye değer. Türkçe anlamayan bu insanlara kolundan kan alınacağını anlatmaya çabalayan personel kelimelerin yetmediği yerlerde tarzancaya geçiyor.

Tabii ki bu insanlar da sağlık hizmetlerinden faydalanacaklar. Yalnız böyle bir karmaşanın hakim olduğu bir 'acil servis' de hastalara ne kadar kaliteli hizmet verilebilir tartışılır, tartışılmalı. Kapasitesinin kat kat üzerinde hasta bakan doktorlar, kapasitesinin çok çok üzerinde hasta ağırlayan bir acil serviste ateşi var diye eve gönderilen bir hastanın iç kanamadan öldüğünü duymamız çok şaşırtıcı haberler olmaz. Orada olduğum iki saat süre içerisinde beynim bir süre sonra algısını kapatıp duyarsızlığı tercih etti. Ben bir insanım, sıradan bir insanım. O kadar kısa zaman içerisinde çıldırmanın eşiğine geldim. 

Güvenlik canla başla bir şeyleri yoluna koymaya çalışıyor ama sonuçsuz bir çaba bu. İnsanlar sıra bilmiyor, zaten hasta olduklarından tahammül sınırları kat kat azalmış halde. O gün belki de kaç yüzüncü hastasına bakan doktorun (saat 19:00 sıralarında Erişkin Hasta 1 - 698 numaradaydı!! ) teşhis ve tedavi konusunda yargısı şaşmış halde.

Doktorların makine, robot yada köle olduğunu mu düşünüyorsunuz. Acil serviste sıramızın gelmesini beklerken bir süre sonra içeride 'işini' yeterince hızlı yapamayan doktora kızmaya başladığımı fark ettim. Fark ettim ki bu 'kızma' durumu tüm hastalara yayılmış vaziyette. O kalabalıkta içeride canla başla hastalarıyla ilgilenmeye çalışan doktorun çalıştığı şartlara bir daha bakınca, cidden üzüldüm. Hiç kimse bu şartlar altında çalışmamalı. Her mesleğin zorlukları var diye düşünebilirsiniz lakin doktorlarımızın mesleği 'hayatlarımız'! Benim yanlış bir fatura kesmem kimsenin hayatını etkilemezken o doktorun o hengamede atlayacağı bir teşhisin geri dönüşü olmaz.  


Ve lanet olası sağlık sistemimiz, bu sistemsiz hastanede tamamen kördüğüm olmuş halde. 2011 yılında hizmete giren bu hastane 4 yıl içinde adeta dökülüyor. Duvarlardaki boya hakkın rahmetine kavuşmuş, her yer pas kir içinde. Tavanlardan sıvalar dökülüyor. Yaz yaz bitmiyor yahu!! Gitmeyin işte bu hastaneye ne diyeyim ben daha. 

Hasta değildim giderken refakat için oradaydım ama yemin ederim şu an hasta hissediyorum kendimi. Cidden orada mesleklerini icra etmekte olan doktorlarımıza, sağlık personelimize allah sabır versin. Çok zor şartlar altında çalışıyorlar gerçekten. Kendimi düşünüyorum basit muhasebe işlemlerini yaparken, fatura keserken dahi çalan telefonlar dikkatimi dağıtıp asabımı bozarken onlar ne haldedirler kim bilir. Evet onlar da işlerini yapıyorlar. Nasıl ki biz kendimizi 'en iyi şartlar' altında çalışmayı 'hak ettiğimizi' düşünüyorsak, onlar da öyle. 

Şimdi gelip de 'ama doktorlar da çok kibirli bla bla' diye söylenenler olabilir. Olacaktır da.. Sağlık sistemimiz çökmenin eşiğinde çok net söylüyorum. Türkiye'deki doktorlarımızın tüm medeni hakları ellerinden sökülerek alınmışken, üniversite-devlet hastanelerinde asistanları yetiştirecek-eğitecek hoca profesör kalmamışken gelecekte tıp iflas edecektir. Ama Türkiye'de başımız zora sıkıştığında her zaman ne yapıyorsak onu yaparız. Yurt dışından doktor ithal ederiz. Çok güzel ayrıcalıklar veririz bir de onlara; çalışma saatleri dışında muayene hane açabilirler, hafta sonları çalışmazlar, günde belirli sayıda hasta bakarlar vs vs.. Yıllar önce kurbanlık hayvanları nasıl ithal ettiysek ve bu sene de onların önlerine konacak olan samanı da ithal ediyorsak, yakında yabancı doktorları hastanelerimizde görmemiz çok yakındır. 

Tek korkum gelecekte tıp fakültelerini tercih edecek bir gençliğin olmayacağı. Hastanelerimiz neredeyse 'sahra hastaneleri' kıvamına gelmişken, doktorlarımız 'sınır tanımayan doktorlar' gibi dillerini bilmedikleri çeşitli milletlerden insanları tedavi ederken, ülkemiz takvimleri gerilere çok gerilere doğru ilerliyor.

Ama biz en iyisini biliriz.. Doktor dövmeyi bildiğimiz gibi..


16 Mart 2015 Pazartesi

Laneige Water Sleeping Pack_EX ~ Kar Suyu Mucizesi

Laneige Water Sleeping Pack_EX


2013 kışında Peri'nin yapmış olduğu yılbaşı çekilişine katılmış ve Laneige Water Sleeping Pack_EX kazanmıştım.  Bildiğiniz üzere ben kozmetik ürünlerini asla 1-2 denemede hemen waaooww harika yada hih olmamış diyerek yargılayan biri değilim. Özellikle de kozmetik ürünlerinden ilk kullanımda mucizeler! yaratmasını beklemenin saçma olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple en iyi sonucun ve düşüncenin uzun kullanım süreçlerinden sonra elde edildiğini düşünüyorum.

Çünkü hayatımız sadece bir günden ibaret değil. Her gün aynı şeyleri yaşamıyoruz yada hissetmiyoruz. Mevsimler bile değişiyor. Bu yüzden bu tür bakım ürünlerinin uzun vadede değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim. Mesela kadınlar olarak aylık periyot dönemlerimiz, stresli olduğumuz zamanlar, aşırı sıcak geçen yaz ayları, kuru geçen sonbahar, ayazda yağışsız bir kış veya sırılsıklam bahar ayları.. İşte bu ürünün tüm bu şartlarda kullanılması ve tepkilerinin değerlendirilmesi gerektiğini kanısındayım.

Yani diyeceğim o dur ki sözün özü bu kremi yaklaşık olarak bir yılı aşkın süredir kullanıyorum. Ve bu da benim ürün hakkında istediğimi söyleme hakkına sahip olduğumu gösterir. Ve yine de deneyim ve tecrübelerin kişiye özel olduğunu da belirtmeden geçmeyelim. Şimdi geçelim önce ürünü tanımaya. Neymiş bakalım bu Laneige Water Sleeping Pack_EX ^^


Laneige'in 2011 yılında kozmetik dünyasına hediye ettiği bu şahane ürün çıkış yaptığı sene birçok ödülü de toplamış Güney Kore menşeili şahane bir kozmetik malzemesi. Elle Beauty İt List, Womens Weekly Best Beauty Buy ve Cosmo Asian tarafından 'En İyi Ürün' ödüllerini toplamış. Ürünün özü yani kullandığı ana promosyon sözü 'Himalaya Kar Suyu' kullandığı yönündeki vaatleri. 

Ve ürün görünüş olarak bir bakım kremi olarak görünse de aslında bir uyku maskesi. Yani nasıl oluyor o derseniz önce detaylarla anlatalım ;)

Gece olduğunda cildimizin geçirgenliği gündüz vaktine göre daha fazla oluyor. Yani gündüz konuşma, diyaloglar, gün ışığı vs gibi şartlarda cildimiz milyon tane mimik ve hava şartlarıyla mücadele ederken tam anlamıyla savunma kalkanlarını kaldırmış vaziyette oluyor. Gece olup da uyku vakti yaklaştığında cildimiz savunma mekanizmasını devre dışı bırakıp bakım-onarım zamanına geçiyor. Böylelikle gece uykumuzda cildimiz kendini tamamen onarmaya adıyor.

Laneige Water Sleeping Pack_EX


Laneige kremi gece uyguladığınızda tamamen savunmasız haldeki cildimiz adeta bir nem jakuzisinde yüzüyor gibi oluyor. Yani demek istediğim bu ürünü uyguladığınız her seferde cildin nem tutma kapasitesini arttırıyorsunuz. 


Krem gece boyunca; Beta-glucan (suda çözünen lif) ile güçlendirilerek cildin yenilenmesine katkı sağlıyor, Seramid SLN ile cilt bariyerine destek vererek nem kaybının önüne geçiyor, içeriğinde bulunan Hunza kayısı özleri de ciltte bulunan zararlı toksinlerle savaşarak cildin yenilenmesine ve cilt tonu renginin dengelenmesine yardımcı oluyorken, kestane özleri de cildin yenilenmesine destek oluyor. İçeriğindeki Himalaya kar suyu ise cildin berrak, parlak ve dingin bir görünüme sahip olmasını salıyor. 

Ayrıca ürünün bir iddiası da var ki es geçmemek gerekli. Ürün AMOREPACIFIC, Sleepscent adlı koku-esans patentiyle kendini vazgeçilmez olmaya adamış. Şimdi açıklarsak eğer; kremin sahip olduğu hafif çiçeğimsi ve ferahlatıcı hoş koku gece boyunca derin, huzurlu ve dinlendirici bir uyku uyumanıza destek oluyor. Ve unutmayın ki iyi bir uyku hem cilt hem de beden için bir numaralı ilaç. Kokusunun içinde yer alan baskın Turunç çiçekleri, Gül, Ylang Ylang özleri, Sandal kokusu özleri ve Sleepscent adı verdikleri patentli uyku terapisi kokusu rahatlatıcı ve huzurlu bir uykunun kapısını açıyor. 


Laneige Water Sleeping Pack_EX

Ama bahsettiğim bu koku kesinlikle rahatsızlık verici bir koku değil. Aksine çok hoş ve rahatlatıcı, ferahlatıcı bir etkisi var. Ürünün kendisi zaten jel kıvamında. Rengi açık yeşil-mavi tonlarında, jel kıvamında. Çok az ve minicik bir miktarını bile tüm yüzünüze rahatlıkla uygulayabiliyorsunuz. Emilimi çok çabuk, eğer ekstra kuru bölgeleriniz varsa ikinci bir uygulama yapabiliyorsunuz. Jel kıvamında olmasına rağmen yapış yapış bir his bırakmıyor.

Yazının başında ürünün bir maske! olduğundan bahsetmiştim. Ama yüzünüzde bir tabaka hissiyatı hiç olmuyor. Hatta çoğu zaman sürdüğünüzü bile unutabiliyorsunuz. Kullanım talimatlarına gelirsek eğer; gece cildinizi temizleyip toniğinizi uygulayın. Başka hiçbir krem sürmeden bu güzel kremi cildinize uygulayın. Zaten yaklaşık olarak 1 dakika içinde cilt tarafından tamamen emilerek kendini yok edecek. 

Ama maske dedin nasıl temizleyeceğiz biz bunu? diye soracaksanız eğer; çok kolay. Sabah uyandığınızda sadece ılık su ile yüzünüzü iyice yıkamak durulamak. Bu kadar. Normal sabah 'yüz yıkama' seansınıza 1-2 defa fazla su çarpma ekleyeceksiniz o kadar. Ve aynaya baktığınızda dinlenmiş, rahatlamış ve zinde bir görünüm sizi karşılayacak ;)

Kullanım için ipuçları;

* Ürün her türlü cilt tipine uygun. Ama tabii ki siz yine de cilt tipinize uygun aralıklar seçmelisiniz. Mesela kullanım kılavuzunda normal-karma ciltler için haftada 1-2 defa uygulayınız diye yazıyor. Ama kuru cilt tipine sahip olanlar cilt tepkilerine göre bu rakamı arttırabilir şeklinde de mini bir not var.

* Ürün sadece yüz için değil boyun bölgesinde de kullanılabiliyor. Ben genellikle banyo-duş alacağım günlerde boyun bölgesine uyguluyorum. Temizlemek-durulamak daha kolay oluyor.

* Kokusundan faydalanmak adına kutu üzerinde iki püf nokta belirtilmiş. Ürünü cildinize yaymadan önce burun, alın ve yanaklarınıza bırakın. Ve birkaç saniye ürünün kokusunu derin derin soluyun. Ayrıca eğer kendinizi stresli, bıkkın yada bunalmış hissediyorsanız ürünün kapağını açıp bir dakika kadar soluyunuz rahatladığınız hissedeceksiniz şeklinde iddiaları da mevcut. Ben kokusunu çok sevdim. Koku konusunda hassas olanları bile rahatsız etmeyecek derecede hafif ve çok hoş. Rahatlatıcı olduğu da bir gerçek. 


* Bildiğiniz üzere asyalı bayanların ciltleri yağlı tipte oluyorlar. Ama kullanıcı yorumlarını okuduğumda ürünün sadece gece kullanımında değil gündüz kullanımında bile çok başarılı sonuçlar verdiğini gördüm. Özellikle de kuru cilt tipine sahip olan kullanıcılar makyaj bazı olarak kremi ciltlerine sürdüklerinde makyajlarının kalıcılığını ve ciltteki pürüzsüz duruşunun daha iyi olduğunu söylüyorlar. Ciltlerini makyajdan kurtulduklarında, kremin 'maske' özelliğinin makyaj ürünlerinin zararlarından cildi koruduğunu söylüyorlar. (Kapatıcı ve fondotenlerin gözenekleri tıkaması gibi) 

Benim kişisel kullanım yorumuma gelince;

- Dediğim gibi kremi yaklaşık olarak bir yıldan fazladır kullanıyorum. Karmadan-yağlıya cilt tipim var. Ve ürünü genellikle geceleri kullandım. Ve sabahları vaat ettiği gibi dingin ve rahatlamış bir ciltle uyandım. 

- Okuyucu notlarında gördüğüm -makyaj bazı- olarak kullanılma fikrini de uyguladım ve gerçekten de güzel sonuçlar elde ettim. Makyajın yorucu ve yıpratıcı etkisinden cildimin etkilenmediğini gördüm. Makyajımı temizlediğimde bile cildim dingin ve rahat görünüyordu. 

- Kremin bu harika etkilerini gördükten sonra yıl içinde kol dirseklerimde yaşadığım aşırı kuruma sorununu da bu kremle aştığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Ayrıca yine ayak topuklarımda yaşadığım sertleşmenin de üstesinden bu krem sayesinde geldim. Ürün -cilt- üzerinde muhteşem etkileri olduğunu söylüyordu. Vücudumuzun tamamen cildimizle sarıldığını unutmamamız gerekiyormuş.

- Tüm bu kullanımlara ve zamana rağmen hala kutunun yarısını geçemedim. Çünkü krem jelimsi bir yapıda. Çok az bir miktarını bile tüm yüzünüze yayabiliyorsunuz ;)

- Ne kadar uzun yazmışım buraya kadar okuduysanız ne mutlu bana :D 

- Ve son bir not daha eğer yurt dışından gelen harika makyaj ürünlerine ilginiz var ise Peri blogunda 'makyaj malzemeleri' satışı düzenliyor. Uygun fiyatlara çok iyi ürünler bulabilirsiniz. Tavsiye ederim. Linke göz atmayı sakın unutmayın ;)


19 Şubat 2015 Perşembe

Son Zamanlarda İzlediklerim...

Son zamanlarda benden haber almak ne kadar da zor oldu dimi?! Evet bende sizler gibi düşünüyorum. Çok uzun zamandır bloga yazmadığımın farkındayım. Yazmak için bir dürtü gerekiyor. O yazıyı yazmayı istemelisin. Bu arada neler neler yaptım geniş bir özet yazayım size :)

İzledim: Bu boşlukta birçok dizi izledim, izliyorum. Hali hazırda güncel olarak takip ettiğim ve bölümleri yada sezonları gelir gelmez izlediğim yapımları 'İzleme Listem' sayfasından görebilirsiniz. Bloga yazmadığım süre içerisinde izlediklerim ise..

Kore:


Pride & Prejudice dizisini izledim. Çok beğendim ve heyecanla izlettirdi. Choi Jin-hyuk aslında bu dizi öncesine kadar pek de beğendiğim bir oyuncu değildi. Ama sanırım oyunculuğunu ve karizmasını konuşturacak bir yapım henüz karşısına çıkmamıştı. O yüzden Pride & Prejudice dizisinde savcı rolüyle 'Sulanılacak Koreli Aktöreler' listemde zirveye doğru epey basamak tırmandı kendisi. İzlerken izlettirdi yani. Oyunculuğu ve karakteri yansıtmasını, konunun içine çekişini beğendim. Gizem, dedektiflik, savcı ve hukuk teması içerisinde izleyen konuları seviyorsanız, mutlaka şans vermelisiniz ;)


Empress Ki diğer bitirdiğim dizi. Ben tarihi kore dizilerini severim. Ama konu ve oyuncu faktörü çok önemli tabii ki. Twitterda ve forumlarda dizi hakkında övücü yorumları görünce diziye şans vermek istedim. Ve bunun gayet yerinde bir karar olduğunu düşünüyorum. Zaten Ha Ji-Won'un oyunculuğunu severim. Dizide canlandırdığı Seung-Nyang karakteri de ona çok uymuş. İmparotiçe olduğu kader yolu iki kral ile kesişince.. ve bu yolda aşk ve intikam ateşi arasında kalınca... neler oluyor onu izliyorsunuz. Bazen eğlenceli, dönem dizisi olduğundan bol entrikalı ve Ji Chang-Wook tarafindan canlandırılan Çin İmparatoru karakteri ile gayet de eğlenceli. Dizinin ana mesajı nedir derseniz eğer; AŞK uğruna intikamdan vazgeçebilseydiniz, feda edeceğiniz AŞK için neler yapardınız. Özetle bu sanırım. İzleyin beğeneceksiniz. Ağlamayacağınızı garanti etmiyorum. Garanti olan tek şey Ji Chang-Wook hayranı olacaksınız :D


My Spring Days geçen hafta bitirdiğim bir kore dizisi. Diziyi yeppuda da görünce izlemeye karar vermiştim. Tanıtımına bakınca da geçen sene Fated to Love You dizisinin finalinde sürekli tanıtımı dönen dizi olduğunu anladım. Ve bir şans vermeye karar verdim. İlk sekiz bölümü -çok kötü bir google traslate- çevirisi ile yeppuda dan izledim. Sonra merakımı cezbedince de kalan bölümleri orjinal dilde ingilizce alt yazılı izledim. Konusu kabaca şöyle; genç yaşında kalp hastası olan bir genç kız kalp nakli olur. Ve bir adam da iki çocuğuyla eşinin ölümü ardından yalnız kalmıştır. Ve siz deyin kader biz diyelim nakledilen organ bu iki insanı bir araya getirir. Karakterler arasındaki kimyayı beğendiğim için izlemeye devam ettim. Çifler arasında accayip bir yaş farkı olduğunu söylemeliyim. Dizi boyunca karakterlerin yaşından hiç bahsedilmiyor. Sadece bir sahnede kız ile adamın arasında 18 yaş fark olduğunu öğreniyoruz. Ama dizi boyunca yaş tahmini diyaloglarından çıkardığım, adamın 40 yaşından genç olduğu ve kızın da 20 li yaşlarının başında olduğu. Dizi eğlenceli ve bir noktadan sonra dramaya yönleniyor. Fena bir dizi değil. Ben beğendim. Tavsiye eder misin derseniz eğer hmmm bilemiyorum herkesin zevkine pek uyacak gibi değil. 


Daisy: Evet.. evet.. kore camiasında bu efsanevi filmi izlememiş insan bulmak epey zordur. Haricimin içinde yıllardır! izle beni.. izle beni dercesine duran bu filmi sonunda izledim. Ve açıkça söylüyorum zor bitirdim. Ve yine dürüstçe yazıyorum beğenmedim! Sanırım bu filmden sonra izlediğim onlarca abartırsak yüzlerce kaliteli filmden sonra içi boş bir film gibi geldi. Olan polise oldu o kadar yani. Yani filmin finaline baktığımızda ne gerçekten sevildi ne de gerçekten sevdi.. Yani kadının sevdiği o değildi ve adamın sevdiği kadın da gerçek değildi. Bana pek mantıksız geldi ve ben her zaman dediğim gibi saçma olsa bile mutlu sonları seviyorum. Haricimin içinde boşalan bir yer haricinde benim için pek anlam ifade eden bir film olmadı. Yine de 'bu film benim hayatımın filmi yaaee' diyenleri tenzih ederim. Zevk meselesi işte ;)

Hindistan:

Evet evet doğru okuyorsunuz.. Hint sineması son zamanlarda sizin de gördüğünüz üzere aşırılacak film konuları ve şarkılarıyla adeta bir cennet. Eğer gerçekten ne aradığınızı bilirseniz çok kaliteli yapımlar bulacağınız garantidir. 


Ram-Leela: Hindistan tasviriyle bir Romeo & Juliet hikayesi.. Renkleriyle, konusuyla, şarkılarıyla, danslarıyla, oyuncularıyla, senaryosuyla.. tam anlamıyla bir görsel şölen! Konuyu sizde biliyorsunuz aslında; İkisi de çok sevdiler ve ikisi de en sevdikleri için mücadele ettiler... Hatta şöyle diyebilirim MUTLAKA İZLEYİN!  Ara ara hala müzik videolarını açıp izliyorum. Çok sevdim ve tekrar tekrar izleyebileceğim bir film olarak arşivimde yerini aldı ;) 


Lunchbox: Birkaç yerde ve blogda film hakkında 'çok güzeldi' temalı birkaç yorum okudum. Özeti ve fragmanını okuduğumda pek ilgi çekici gelmese de yine de izledim. Benim şahsi yorumum 'çok güzeldi' olmazdı.. hmmm 'iyi' sanırım yeterli olacaktır. Her seferinde üzerini çizermişim gibi oluyor ama -zevk meselesi- diye yine belirteyim. Karışan yemek kutuları ve tesadüfen tanışan bir çift. Aralarında -aşk- vardı diyemiyorum çünkü yoktu bence. Hayatından fazlasıyla bunalmış, taktir görmeyen, eşi tarafından ihmal edilen bir kadın ve hayatın monotonluğu arasında kaybolup gitmiş bir adamın hikayesi. Kadın hazırladığı birbirinden leziz yemeklerle adamın monoton hayatını baharatlarla renklendirirken, kadının hayatı da bulduğu yenilikle yepyeni bir canlılık kazanmıştı. Filmin verdiği ve benim de çok hoşuma giden mesaj; 'Elalem ne der!' diye düşünmekten mutluluğu unutur olduk.. İşte tüm hikaye bunun etrafında dönüp gidiyor.. Tavsiye konusuna gelince.. Tek düze ve sakin sakin ilerleyen bir film. Temposuz ilerliyor ve arada -pause- tuşuna basıp işlerinize bakınca aklınız filmde kalmıyor. Sanırım yeterince açıklayıcı olmuştur ;)


Khoobsurat: Filmi izlemenizi tavsiye etmek yada etmemek arasında kararsız kaldım. Zira sizlerin de Fawad Khan hayranı olarak potansiyel bir rakibe olmanızı istemiyorum :D hihi Film modern zamanda Hindistan'da geçen bir peri masalı hikayesi. Disney tarafından desteklendiğini ve gayet iyi izlenme oranları elde ettiğini söylememe gerek yok sanırım. Çok hoş bir havası ve insanı mutlu eden bir konusu var. Dedim ya bir Disney yapımı. Bir prens, kıpır kıpır bir kadın karakter ve bir adet de peri masalımız var ;) Kaliteli bir alt yazıyla izlemek çok zor. Benim gördüğüm kadarıyla senkron sıkıntısı çoğu yerde mevcut. Eğer düzgün bir alt yazı ile izlemek isterseniz sizleri http://indiasia.boards.net forumuna bekliyorum ^^ 


Daawat-e-Ishq: Yine çok severek ve beğenerek izlediğim bir Hint filmi daha :) Konusuna hafifçe değinirsem; Hindistan'da geleneklere göre evlenirken kız tarafı erkek tarafına başlık parası verir. Hint hükümeti kanunlarla bunun önüne geçmek için çabalamaktadır. Kızımız da paraya ihtiyacı olduğundan zengin bir adam bulup -sözde- başlık parası istemesini sağlayacak dava açarak para kazanacaktır. Lakin hesapta olmayan bir durum söz konusudur: ağına düşürdüğü adam pek bir umarsız, yakışıklı, eğlenceli ve karizmatik olan bu adama aşık olacaktır :P Konusu çok güzel ve eğlenceli şekilde ilerliyor. Sıkılmanız söz konusu bile olamaz ;) Ve yine sizleri harika bir çeviriyle hazırlanmış olarak izlemeniz için http://indiasia.boards.net adresine bekliyorum ;) Pişman olmayacaksınız..

Benim son zamanlarda izlediğim yapımlar bunlar. Bunlar haricinde güncel olarak takip ettiğim birçok dizi var. Hint olsun Kore olsun ve tabiki olmazlardan Amerikan yapımları olsun sıkı bir şekilde takip ediyorum ^^ 

Benden haberler bu kadar :P Görünen o ki boş zamanlarımın tamamını pc karşısında dizi-film izlemeye ayırıyorum. Neyse en azından sanal olarak da olsa mutluyum :/


♥ Sevgiler ♥
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...