17 Nisan 2010 Cumartesi

İçinde Aşk Saklı ♥ Whitney, My Love




Dirseğini çimenlere yaslayarak Whitney'in yanına uzandı Clayton. Başparmağıyla Whitney'in yanağına dokundu ve genç kadının elmacık kemiğinin nazik kıvrımını parmak ucunda hissetti. Clayton bu kadının ruhuna, tazeliğine tapıyordu adeta; Whitney'in tutkusu iç yakıcı ve tahrik ediciydi. Bunu düşündüğünde bile Clayton iliklerine yayılan keskin bir acı hissediyordu. Bu kadın tıpkı onun umduğu gibi, hatta umduğundan da öte bir yaratıktı; inatçıydı, tatlıydı, şehvetliydi, küstahtı ve zekiydi. Heyecan verici bütün zıtlıkları içinde barındıran bir hazineydi. Clayton'ın hazinesiydi!
Okumaya başladığımda:
Kitabı geçtiğimiz c.tesi tekrar okudum. Gayet kalın olmakla beraber sayfaların arasına kendinizi kaybettiğiniz için kalınlığı pekte önemli olmuyor. İnanılmaz güzellikle yazılmış. Her an kendinizi kitabın geçtiği 1820 yıllarında bulabilirsiniz.


Yazar her kitabında olduğu gibi o zamanları adeta yaşatır gibi anlatıyor. Kitabı okurken balo salonlarının anlatım atmosferi beni o kadar büyüledi ki bir an kendimi Whitney ile Clayton'u balo salonunun gölgelerle gizlenmiş köşesinden sessizce ama heyecanla izliyormuşum gibi hissettim. Neredeyse oradaydım.

Okuduktan sonra:
Judith McNaught'un bu kitabını tekrar okuyup arşivimin tozlu rafına kaldırmaktan inanılmaz mutluyum. Nihayetinde Epsilon yayınevi Whitney, My Love kitabını çevirirken İçinde Aşk Saklı demekle iyi yapmış. Clayton'un davranışlarının haksızlığı, Whitney'in vurdum duymazlığı ve hoşumuza gitmeyen detaylar arasında aşkı görmek gerçekten çaba gerektiriyor. Sonuçta kitap AŞK ı anlatmıyor, AŞK a giden yoldaki çetinlikleri anlatıyor. Bize de kitabın İÇİNDEKİ AŞK ı bulmak kalıyor.

Kitapta herşeyden çok hoşuma giden Düşler Krallığı kahramanlarımızdan bahsetmesi oldu. Ve daha çok hoşuma giden ise;


Spoiler: 


Düşler Krallığı kahramanımız Royce'un Claymore'a ilk geldiklerinde Jenny'i taktim etme şekli ve bu taktim şeklinin nesilden nesile aktarılışına bayıldım. Ayrıca Jenny'in gelecek nesillerde Westmoreland Düşesleri için hazırladığı kutuda çok değişik bir detay oldu benim için. Kutunun içinden çıkan Royce'un Jenny'in portresi için söyledikleri ve arkasında R&J harflerinin bir kalp içine çakılması bu büyük aşkı adeta özlememe neden oldu. Düşler Krallığı kitabı sonunda doğan erkek bebeklerinin adının William olduğunu öğrenmekte küçük bir detay olarak hafızama yazıldı. Nihayetinde bu güzel bir kitabı bitirip yoluma arşivimden çıkardığım Düşler Krallığı'nı tekrar okuyarak devam ediyorum. Selam size Royce & Jennifer :)


Spoiler Bitti. 


Tavsiyem:
Bu kitapta aşkı nefreti ve daha birçok duyguyu hissedebiliyorsunuz Bu kitap ayrıca Judith Mcnaught'ın ilk yazdığı ödüllü romanlarından biridir.Daha sonra bu kitabın etkisiyle Westmoreland karakterlerine hayat bulacak olan

Düşler Krallığı
Sen Gelmeden Önce

romanlarını yazdı benim tavsiyem ilk önce eğer okumadıysanız Düşler Krallığını ve daha sonra İçinde Aşk Saklı’yı ve en son olarakda yine okumadıysanız Sen Gelmeden Önce‘yi okuyun bu romanlarda hayat bulan karakterler inanın kendi öyküleriyle sizi başka bir zamana ve başka hikayelere taşıyacaklar.

Veee gitmeden kitaptan Clayton'un ağzından şiir gibi bir diyalog ile veda ediyorum:


Bırak da sana karşı işlediğim tüm suçları sayayım, Whitney. Öyle taş kalpli bir adamım ki babanın borçlarını temizleyip onu hapishaneye gitmekten kurtardım. Öyle bencilim ki orada öylece dikildim ve Sevarin’le birbirinize kur yapmanızı izledim. O kadar küstahım ki dudaklarının tadı hala dilimdeyken o lanet olasıca piknikte o adamın yanına oturup bana nispet yapmana katlandım. Ve bunları neden mi yaptım? Çünkü vahşi ve iblis ruhumla dilediğim tek şey sana adımı vermek, sana toplumda erişilemeyecek kadar üst düzeyde bir konum kazandırmak ve sana gücümün erişebildiği bütün güzelliklerle donatılmış zengin bir hayat sunmaktı.
— Clayton Westmoreland, İçinde Aşk Saklı.

10 Nisan 2010 Cumartesi

Takip Etmeyenin Ojesi Bozulsun :D

http://kizsalmevzular.blogspot.com



















Bilenler bilir ancak bilmeyenlere bu güzel blogu tanıtmayı önce kendime sonra canım arkadaşım LaFea'ma borç bilirim.

Hepimiz hayatlarımızda her zaman süslü püslü olamıyoruz. Özellikle buna zamanı, fırsatı,imkanı yada isteği olmayan arkadaşlarımız var. Ben sanırım 'zamanı+isteği' olmayanlar katagorisindeyim. :D Elime rimelimi bile almaya üşendiğim günlerin sayısı azımsanamayacak kadar çoktur emin olabilirsiniz. Ama zaten her şeyin doğalı güzeldir :P  Yoksa değil midir??

İşte bu şeker insan blogunda yazdığı yazılarla 'Kızsal Mevzularımıza' samimi bir bakışla güzel yazılar yazıyor. Okuması zevkli, izlemesi zevkli, yorumlaması daha bir zevkli. Yani diyeceğim o dur ki sizde takip listenize mutlaka eklemelisiniz.

P.S. : LaFea'm hani o Kittyli çamaşır takımı varya gözüm kaldı yemin ederim. Bak eğer bana bir güzellik düşünmüyorsan çok pis bozuşacağız seninle heeee :D

9 Nisan 2010 Cuma

Eyvahhh Mimlendimmmm!!!!!!!


Tamam relax relax... Panik yok... Kötü, kaka, pis bişi değil bu mim :D Blog dünyasına katıldım katılalı -çok uzun bir süre olmasa gerek- ilk mimimi sevgili LaFea'm dan aldım. Bu değerli göreve beni seçtiğiniz için teşekkürü borç bilirim :D :D :D

“Yaşadığını Hissettiren En Az 10 Şey” konulu mim üzerine neler söylenir, daha kimler seçilip özenli cevaplar alınır bilmem ama bu ilk mim'ime şöyle güzel cevaplar veriyim dimi... :)

Ancaaaakkkk LaFea'm sebeblerim arasında Gong YOO olamaz demiş. Tamam olur :)  zaten YOO'm benim sebeplerim arasında değil 'amaçlarım' listesinde :D O zaman en az 10 tane madde sayalım bakalım.
  1. Hafta sonu (en azından pazar günü) işe gitmemek. Sımsıcak yorganımın içinde birbirinden güzel rüyarlar görerek gündüz geç saatlere kadar uyumak.
  2. En azından son altı aydır vakit buldukça Seoul Restaurant'ta arkadaşlarımla Ramen yemek. Gerçekten ama gerçekten çok leziz. Yaşadığımı hissettiren bir yemek olduğunu söylemek yanlış olmaz. :D 
  3. Annemle beraber Kore ve Japon dizileri izlemek. Tepkilerini ve uzak doğuluların yemek-yaşam kültürlerine her seferinde böylesine şaşırması gerçekten hoşuma gidiyor. Onu da alıştırdık alt yazılı yapımları izlemeye. Gong YOO mu ve diğer aktörleri ayırt edebiliyor. :)
  4. Kitap okumak. Gerçekten ve gerçekten çok severek aldığım kitapları bitene kadar elimden bırakmam. Ancak dönem romanlarını ayrı bir severim. ;)
  5. Yağmurlu günlerde araba yolculuğu. Her ne kadar tehlikeli olduğunu düşünsemde yolcu koltuğunda ön cama vuran damlalarla sileceklerin amansız savaşını izlemek çok dinlendirici.
  6. Tatil demek şart oldu artık. Temmuz ayını dört gözle bekliyorum. Havuz kenarında kokteylimi yudumlamak ve Ipodumda Gong YOO mun 'Norul Saranghae' şarkısı dinlemek. :D
  7. Kış mevimi diyorum. Genelliyorum çünkü hem kar yağışını hemde yağmuru izlemeyi seviyorum. Hele yağmurdan sonra toprak kokusu. Hmmmm...
  8. Evet evet burada ilk kez itiraf ediyorum. Ben bir Formula 1 severim. Yağmurlu havada yapılan bir Formula1 yarışından daha zevkli ne olabilir ki... Sanırım o da -Start- anı oluyor :)
  9. Hayal kurmak... Beni tanıyan herkes hayal gücümün genişliği karşısında hayrete düşüyor. Seviyorum hayal kurmayı.
  10. Veeee tabii kiii hayallerimi gerçekleştirmek. Geçtiğimiz yıl bir tanesinin gerçekleştiğini mutlulukla gururla izledim. Hayatın 'İMKANSIZ' olmadığını gördüm. Hayallerimizle ve onları gerçekleştirmek arzusuyla hayatlarımızı 'Yaşama İSteğiyle' doldurmak. Sanırım en çok sevdiğim madde bu. Koltuğumda geri yaslanmak ve bu duyguyu hissetmeyi. Yani BAŞARMAYI.

Offf maddeleri tamamlarken çok zorlandım. Demek ki kendime 'Yaşadığımı Hissettiren' birkaç sebep bulmam lazım. Birde fazladan uzatmışım sanki maddeleri. Neyse ben böyle beğendim. İlk mim'imi sona erdirirken geleneksel olanı ilk kez gerçekleştirmenin heyecanı içindeyim. O zaman geçtiğimiz sene hayallerimden birini gerçekleştiriken kendi hayalini bizimkine ortak eden Mavi seni seçtim... Hadi bakalım çalıştıralım parmakları.. :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...