2 Haziran 2010 Çarşamba

Kalbim Sende Kaldı ♥ Judith McNaught

Uzun zamandır hatta çoook uzun zamandır yeni kitabını beklediğimiz tarihi aşk romalarının kraliçesi rakipsiz yazar Judith McNaught'un yeni romanı bu hafta itibariyle raflarda yerini aldı. Yeni çıkan kitabımız tarihi bir aşk romanı değil ancak modern zamanda geçen bu harika aşk hikayesini de soluksuz okuyacağımızdan eminim. Double Standards olarak dünyada basılan kitap raflarda Kalbim Sende Kaldı olarak yer alacak.



Konusu: Global Endüstrinin yakışıklı genel müdürü Nick Sinclair işini nasıl idare ediyorsa kadınları da aynı şekilde idare ediyordur... Büyüleyerek, meydan okuyarak ve acımasızca kendisine hakim olarak. Her şeyin en iyisine alışık bir adam olan Nick, Lauren Danner’ı işe aldığında bu mağrur güzelin kendisi için sıradan, yeni bir zafer olacağını düşünür. Fakat Lauren’ın parlak zekası ve nadir rastlanan azmi gözlerini kamaştırır, dahası kendisine karşı koymada ustalıkla yol alan bu cezbedici güzele aşık olur.

Ama Lauren’ın hayatı bir yalan üstüne kuruludur ve bu oyun her geçen dakika daha da tehlikeli bir hal almaktadır. Sırrı, Nick’in ona olan hassas güvenini ve o ana dek tanıdığı en güçlü adamla gelecekte birlikte olma umudunu tamamen yok edecek midir?

YÜREĞİN KRALİÇESİNİN BEKLENEN ROMANI KALBİM SENDE KALDI GÖNLÜNÜZÜ FETHEDECEK!

KADERİ OLAN ADAMI BULDUĞUNA İNANAN BİR KADIN...

SAF MUTLULUĞUN ACI GERÇEKLER KARŞISINDA BOYUN EĞDİĞİNİ TECRÜBE ETMİŞ BİR ADAM...

TUTKU UÇURUMUNUN GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN DERİNLİKLERİNE SÜRÜKLENEN DUYGU YÜKLÜ BİR AŞK HİKAYESİ...

“Etkileyici, duygusal, romantik bir gerilim... Olağanüstü… Kesinlikle okunması gereken bir roman.” Romantic Times



Ve kitaptan küçük bir dialog:

Nick en sonunda kafasını kaldırdığında, Lauren bu öpücükle artık ona ait bir şeymişçesine kendisini damgalanmış gibi hissetti. Telaşla titrerken eğilerek alnını onun omzuna yasladı. Nick’in sıcak dudakları yanağından şakağına doğru kayıp aşağı doğru inerek kulak memesini şakacı bir şekilde kavradı. Kulağına doğru boğuk bir sesle güldü.

“Sanırım sana bir özür borçluyum, Lauren.”

Lauren geri çekilip kafasını kaldırarak ona baktı. Gri gözleri tutkuyla ışıldayan Nick gülümsüyor olsa da bu, dalga geçer gibi alaycı bir gülümsemeydi.

“Neden bana bir özür borçlusun?”

Lauren’ın sırtına koyduğu elini yavaşça aşağı yukarı gezdirdi. “Çünkü bana saf olmadığını söylemene rağmen birkaç dakika öncesine kadar bu hafta sonunun üstesinden gelemeyeceğini, umduğundan fazlasıyla karşılaşacağını düşünüyordum.”

Hâlâ öpüşmelerinin etkisinde olan Lauren kısık bir sesle, “Peki şimdi ne düşünüyorsun?” diye sordu.

“Bu hafta sonu sandığımdan fazlasıyla karşılaşabileceğimi…” diye mırıldandı Nick. Lauren’ın parlak mavi gözlerine bakıp etkilenmesiyle birlikte kendi gözlerinin rengi koyulaşmıştı. “Ayrıca bana böyle bakmaya devam edersen Harbor Springs’e iki saat daha geç varacağımızı düşünüyorum.”

Bakışlarını anlamlı bir şekilde otoyolun diğer tarafında kalan motele çevirdi ama Lauren panikleyecek fırsat dahi bulamadan elini uzatıp güneş gözlüklerini burnunun üstüne yerleştirdi. “O gözlerin benim sonum olacak,” dedi neşeyle.



***


Bu arada sürekli sağda solda okuyorum ve duyuyorum bu şahane yazarın kitaplarını okumak isteyenler kitapların sıralamasını soruyorlar. Türkiye'de yayınlanan kitapların okunma sırları aşağıdaki gibidir. ;)

Kitaplar aşağıdaki sıralamalara göre okunmalıdır.

*

1. Düşler Krallığı
2. İçinde Aşk Saklı
3. Sen Gelmeden Önce

*

1. Sonsuza Kadar
2. Seni Beklerken
3. Mutluluk

*

1. Cennet
2. Kusursuz
3. Gece Fısıltıları
4. Aldığım Her Nefeste


Tek Romanları
1. Sana İhtiyacım Var
2. Kalbim Sende Kaldı

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Falımda Gong Yoo çıktı :D ♥♥♥

Az önce sabah sabah canım sakız isteyince açtım Falım paketinden aldım bitane. Pazartesi sabahımı neşelendiren, şenlendiren, yüzümde tatlı bir tebessüm oluşmasını sağlayan resimde gördüğünüz dörtlük çıktı falımda :D :D  Bu kadar mı olur sayın okuyucular :D :D :D :D

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Kısır, Kumpir ve Tavuk Göğsü..En lezzetlisi Dostluk :)



Geçtiğimiz Cuma gecesi canım arkadadaşım LaFea ile msn de yazışıyoruz. 'Özledim bir ara görüşelim' dedi, bende 'Yarın ne işin var kuşum' dedim. Yani sizin anlayacağınız gecenin bir yarısında plansız programsız bir buluşma ayarladık. Ne zaman belli ne de mekan. LaFea'm organizasyonu bana bırak dedi. Çünkü fedakar dostum her buluşmada Avrupa yakasına üşenmeden bıkmadan her seferinde geldi. Bu seferki buluşmamızda sözüm 'ASYA' kıtasına geçmemdi.

C.tesi gününün kötü saatleri öğlen saatlerine kadar sürsede keyfim kaçmadı. (Kötü olan saatler işte olduğum zamanı kapsıyor :D ) LaFea'mı aradım, msn de konuştuk ne yapsak nereye gitsek, nerede vakit geçirsek diye. Havanın güzel olmasını göz önüne alarak adalara vapurla geçelim dedim. (Not:Bu planları yaparken diğer cancan dostumuz Rüzigar'ın da bizimle olacağını planlıyorduk) Sonra plan değiştirdik cafeye gidip Turkish Cafe içip fal kapatalım dedik. LaFea'mın Kızsal blogunda paylaştığı 'Elemtere fiş kem gözlere şiş :)' konusundan sonra böyle bir ihtimali göz ardı edemezdik :D Sonra ondan da vazgeçtik hem rahatla konuşabileceğimiz hemde kafa dinleyebileceğimiz bir yerde karar kıldık. Daha doğrusu LaFea'm beni evine davet etmek suretiyle bu belirsiz planımızı bir finale bağladı :D

Yalnız davet dialoğumuz süperdi. Bahsetbeden geçemeyeceğim. İşteyim msn den yazışıyoruz. LaFea'm 'Ya Nefertiti bize gelsene ne güzel olur' dedi. Teklifini de cazip kılmak için 'Kısır da yaparım..vb.' şeklinde cezbedici gıdaları saydı. O sırada çalan telefonum üzerine kendisine bir süre sonra cevap yazdım. 'Tamam gelirim' dememle sanki bilgisayarımdan bir OHHHH sesi yükseldi :D :D Aynı anda LaFea'm 'Ciddimisin. Bir an cevap yazmayınca meraklandım' dedi. Ehuehehueheueheuehue canım sen ne istedin de ben yapmadım. Kore'ye gel desen de gelirdim :D :P

Plan program yapıldı. Neşe içinde işten çıkmadan önce LaFea'mdan -YOL- tarifide aldım ve yola koyuldum. Yol kelimesinin büyük yazmamın sebebi LaFea'm canım hiç yol tarif edemiyorsun :D :D :D Şaka şaka.. 'ASYA' kıtasına geçmişliğim olsa da iç kısımları çok iyi bilmem. Ama cancan dostumun süpper yol tarifiyle nerdeyse kendi evim gibi buldum. ;) Metrobüs sağolsun trafiksiz ve az vesaitsiz bir şekilde rahatlıkla Kadıköy'e gittim. Her zaman diyorum LaFea'mda bana gülüyor. Boğaz köprüsünün bitiş noktasında ki sarı tabelada 'WELCOME TO ASIA' diye yazıyor ya ben accayip bi sevindirik oluyorum. Artık biricik YOO'm ile aynı kıtadayım diye :) :) :)

LaFea'mın evinin önünde semt pazarı kuruluydu. Bu sebeple bakına bakına ilerlerken LaFea'm ileriden 'Sevdaaaa' diye çığırmak suretiyle beni buldu. Zaten bizim sarılma-öpücükleşme-selamlaşma üçlü eylemini gerçekleştirmemiz üzerine insanlar dehşetle sağa sola kaçıştı. :D :D :D Beraberce pazarda alışveriş yaptık. Kesinlikle çok eğlenceliydi. LaFea'm biliyor bu aralar çok kötü bir huy edindim. Sağımda solumda insanlar eğer benim duyabileceğim kadar yüksek sesle konuşuyorsalar ve konuşmada bir soru nidası varsa-yada yoksada ben onlara cevap vermeden duramıyorum. Eğlencelimi çoookkkk.. LaFea'm umarım sende benim kadar eğleniyorsundur :D :D :D

Pazar sefamızdan sonra LaFea'm beni aslanlı yoldan geçirerek evine buyur etti. İtiraf etmeliyim ki ben bile bu kadarını beklemiyordum. Bir an kendimi 26 yıllık hayatım boyunca her günümü orada geçirmişim gibi hissettim. İlk defa karşılaştıkları bir insanı evlerine bu kadar güzel bir şekilde buyur eden, etrafında pervane olan başka insanlar varmıdır bilmem ama ben kendimi kesinlikle bir yabancı gibi hissetmedim. LaFea'mın annesi ve babası en içten şekilde karşıladılar beni. Selamlaşma faslından sonra soluğu LaFea'mın odasında aldık. Kendisi nasıl sade, samimi ve sıcacıksa odasıda aynen kendisi gibi. O kadarki insan hiç çekinmeden odadaki kanepeye uzanıp şekerleme yapmak istiyor. LaFea'm kozmetiklerden bahsetmişti ama ben bile bu kadarını beklemiyordum. K'oooocaman bir sepet dolusu :P kırmızının binbir türlü renginde ojesi var. Pembeler,beyazlar,maviler dolu. Ben mavi renge bayıldım ve hemen tırnaklarıma sürdüm. Çok da yakıştı. Blogunda bu konu hakkında çok renkli yazılar mevcut. Ne yoksa siz hala ziyaret etmediniz mi? Buyrun şuradan TIK TIK

Sonra LaFea'm yemekler hazır olana dek 'iştahımın kapanması' için bana üzerine çikolara sosu dökülmüş çilek ikram etti. (Ağzının suları laptopa damlayan kıs efekti) Tabii bu benim daha çok acıkmamdan başka bir sonuca yol açmadı :D Habersiz ve plansız gelmemin sonucu olarak kendilerinin söyledikleri 'Acele bir şeyler hazırladıkları' ifadesiydi. Ancak ben kesinlikle öyle düşünmüyorum. Hepsi birbirinden leziz harika yiyecekler hazırlamışlardı. Kısır, kumpir, simit, tavuk göğsü süper hiper lezizdi. Buradan bir kez daha ellerinize emeğinize sağlık diyorum. Özellikle annene canımcım bir kez daha o kadar koşuşturma arasında bu kadar şey hazırlamakla uğraştığı için bir kez daha teşekkürler. Yemeğimiz sırasında LaFea'mın amcası çok hoş kısa bir ziyaret yaptı mutfağa. Şeker şeker çok samimi insanlar. LaFea'mın babasıyla tarihimize Atatürk'ün inkilaplarına, Trabzona, müzelere, Lenin'e birçok konuda çok harika bir sohbet yaptık. Kesinlikle göründüğü gibi tonton yaşlı bir amca değil. Biraz konuştuğunuzda bilgili ve bilgi veren, sıkmadan eskileri anlatan bir insan olduğunu rahatlıkla anlayabilirsiniz. Rahatlıkla konulara yorum yapabilir, muhalif olabilir konu hakkında uzun uzun konuşabilirsiniz.

LaFea'mla uzun uzun konuştuk, dedikodu yaptık. Evet Evet Rüzigar seni de konuştuk, kulaklarını çınlattık hatta seni telefonla bile aradık ama sana ulaşamadık. :( İntikamımız pis, kötü ve acı olcek haberin ola :D Veda vakti geldiğinde evdekilerle vedalaşıp semt pazarının çılgınlığına attık kendimizi. Gözlük baktık, toka baktık, bandana taktık harika eğlendik. Pazardan Profilo Alışveriş Merkezine kısa bir gezinti yaptık. Watson (ismini yanlış yazmışta olabilirim) mağazasına girip her bir köşesini karıştırıp hiçbişi almadan çıktık. Kişisel satış elemanı gibi LaFea'ma oje konu mankenliği bilem yaptım :) Gezdik, tozduk, güldük, eğlendik..(Not plansız programsız olunca buluşma fotoğrafsız oldu bu post. Lakin yakın dostlar Facebook ta günün neşeli anlarına dair bir kaç foto bulabilir ;) )

Yani sözün özü lafın kısa anlatımı 'İyi ki varsın DOST'. Hep böyle kal. Dürüst, kendin gibi, sözünü esirgemeden sakınmadan söyle, hep böyle sıcacık ol. Bu küçümen insanı hep hayatında tut emi. Seviliyorsun baby. Beni biliyorsun baby herşeyi her detayı yazmayı anlatmayı çok severim ama sanki birşeyleri unuttum. Ama sanırsam bu his bu güzel günü tarif edemememden kaynaklanıyor. Tarifsiz, anlatılmayacak, uzun yıllar sonra keyifle hatırlayacağımız daha nice günler dileğiyle.

BİR DOST. :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...